Anasayfa / Genel / AKADEMİSYEN ANNELER

AKADEMİSYEN ANNELER

Annelik dünyanın en zor işidir. Kadınların çoğu anne olduktan sonra hayatlarının tamamıyla değiştiğini söylemektedir. Akademisyenlik ise en zor mesleklerden biri olarak değerlendirilmektedir. Akademisyenseniz hayat boyu öğrencisinizdir. Akademisyenlerin çoğu anne olmanın kariyerlerini engelleyeceğini ya da erteleyeceğini düşünürken akademisyen anneler çocuk sahibi olmanın kariyerlerine katkı sağladığını belirtmektedir. Aslında hem annelik hem akademisyenlik birbirine çok benzemektedir. Her ikisi de büyük fedakârlıklar ister. Kendinizi sürekli geliştirmenizi, çalışmanızı ve çabalamanızı gerektirir. O yüzden annelik de akademisyenlikte kutsaldır…

HATİCE SELEN TEKİN 

4(Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müdürü)

Oğlum Selim Tuna 1 Ekim 2009’da Sakarya’da dünyaya geldi. İlk çocuğunu 41 yaşında kucağına alan ender annelerden biriyim. Yaşımın bu denli ilerde olması hem avantaj hem de yerine göre dezavantaj olabiliyordu. Selim her bakımdan planlı programlı beklenen bir çocuktu. İsmini yıllar öncesinden hazırlamıştım diyebilirim. Bir oğlum olursa adını “Selim” koyarım diyordum. Bu isimde beni etkileyen bir yön vardı. Daha sonra doğumuna yakın “Tuna” yı ekledim. Eşimin de rızasıyla Selim Tuna Tekin oldu. Selim doğduğu günden itibaren zeki ve çok hareketli bir çocuk oldu. Hep daha çok öğrenmek ve büyümek istiyordu. İşime bağlı olmam, işimi, akademisyenliğimi devam ettirmek yönündeki çalışmalarımın bölünmesi moralimi bozsa da Selim’in yanında olduğum zaman her şeyi unutuyordum. Bütün anneler gibi çok geceler uyumadım. Selim hasta olduğunda nefes bile alamıyordum. Sakarya’da aile büyüklerinden uzakta olmamız, anne ve baba olarak işlerimizin çok yoğun olması nedeniyle Selim Tuna’yı anaokuluna yolladık. Tüm çalışan anneler gibi zaman zaman suçluluk hissine kapıldım. Ancak gönderdiğimiz okul kendisine bizim beklediğimizden daha çok şey kazandırdı. Şu an anaokuluna göndermek konusunda iyi bir şey yaptığımı düşünüyorum.

Selim Tuna’nın yaşamıma girmesi her şeyi değiştirdi. Hayata bakışım tümüyle değişti. Öğrencilerimle ilişkilerimde çok olumlu gelişmeler yaşadım. Bir gün benim oğlum da böyle hocalarının karşısına çıkacaktı. Bazen iyi olacak bazen de olamayacaktı. O zaman ben hocalarının anlayışlı olmasını beklerdim. Ben de öğrencilerime karşı daha fazla tolerans göstermeye başladım. Daha sevecen, daha anlayışlı, daha şefkatli olmanın kimseye bir zararı yoktu. Öğrencilerim bu değişimi bende gördüklerini ifade ederler. Doğrudur. Bu değişim benim işimden daha da keyif almamı sağladı. Herşey teorik olarak not hesaplamaktan ibaret değildi. Birey, sevgi, şefkat ve en önemlisi huzur ve güven içinde ise kendini anlamı hissediyorsa öğrenme gerçekleşir.

Selim Tunam şimdi 6 yaşını doldurdu, 7 yaşını sürüyor. İlkokula başladı. Bir insan inşa etme deneyimimiz değişik boyutlarda devam ediyor. Onunla her gün yeni bir şey öğreniyorum. Anne olmak bugüne kadar yaptığım en güzel şeylerden biridir.. Hem çalışmak iş yerinde başarılı işler yapmak, hem de anne olmak tüm bu sorumlulukları yerine getirmek gerçekten meşakkatli. Bu zor fakat anlamlı yolculuğu herkesin tatmasını diliyorum.

GONCA GUNGÖR GÖKSU

IMG_0008(Sakarya Üniversitesi Maliye Bölümü, Araştırma Görevlisi)

Sakarya Üniversitesi Maliye Bölümü’nde 2010 yılından itibaren araştırma görevlisi unvanı ile çalışmaktayım. Doktora tez aşamasındayım. Oğlum Cenker Zeki Göksu henüz 5 aylık. O doğduktan sonra hayatımızda birçok alışkanlıklar sil baştan yeniden düzenlendi. Öncelikle hayat odağımız sevgili oğlumuz oldu, eşim ve ben her eylemimizi onun düzenine göre ayarlamaya başladık. Oğlumuzun uyku saatine göre uyuyoruz, beslenme saatine göre yemek yiyoruz, alışveriş yapıyoruz, sosyal aktivitelere katılıyoruz. Eskiden hafta sonları eşimle sürekli bir yerlere giderdik, ancak bebeğimiz olduktan sonra bu gezmelerin sayısını azalttık ve eve dönüş saatimiz yavrumuzun rutin düzenine göre olmaya başladı. Özellikle eşim ben hamile iken “Çocuk doğduğunda da eski düzenimden vazgeçmem, onu da kendime uydururum” diyordu. Fakat doğumdan sonra “Gerçekten bebek bakmak zormuş, o bizi kendi düzenine uydurdu” diyor. Ancak onun sevgisi uykusuzluğun, yorgunluğun, stresin üstesinden geliyor ve evimizin altın topu olarak yaşamımızda yer alıyor.

Doğum yapalı henüz beş ay oldu ve halen izinlerimi kullanıyorum, bu sebeple çocuklu akademisyen kavramını tam benimseyemedim. Ancak şunu söyleyebilirim doğumla birlikte doktora tezim duraksadı, eskisi kadar verimli çalışamıyorum. Ara ara çalışmalarıma devam ediyorum ama yine de ikisini aynı anda yürütmenin emek ve sabır işi olduğunu düşünüyorum.  Bir insanın hayatındaki ilk senenin, onun tüm ömrünü etkilediği uzmanlar tarafından kabul ediliyor. Bu sebeple ilk sene evladımı kendim bakmayı istiyorum. Benim düşüncem her zaman bir tez yazılır fakat her zaman doğru bir evlat yetiştirilmez, zamanında ve yerinde ilgi gösterilmemiş çocuklar ileride sorunlu bireyler olarak yaşama katılıyor ve yetersiz sevgi ile yetişenler yetişkinliklerinde sürekli problemler ile karşılaşıyor. Hep dediğim bir söz vardır “Çocuk anne-babanın kartvizitidir”.

Hamileliğimden itibaren öğrencilere karşı daha hassas olduğumu söyleyebilirim. Mesela bir seferinde erkek öğrencilerden birisi fenalaşmış ve ambulans gelmişti. Onu o halde görünce çok üzülmüş ve gözlerim dolmuştu. Sanırım erkek bebek beklemem bunda etkili oldu ve sanki kendi evladım oradaymış gibi hissetmiştim.

HANDAN AKYİĞİT

DSCN1287(Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, Araştırma Görevlisi)

2011 yılından buyana Sakarya Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktayım. 30.08.2013 tarihinde unvanların en güzelleriyle taçlandırılarak “anne” oldum. Muhammed Emin isminde bir oğlum var. Oğlum ‘hayatımın ışığı’, ‘içimin gülen yüzü’… Oğlum doğalı 27 ay oldu ve geride bıraktığımız yol -henüz kısa gibi görünse de- dünya üzerindeki kara parçalarıyla, kilometre hesaplarıyla tarif edilemeyecek kadar uzun… Bir bebeği kucağınıza aldığınız andan itibaren dünyaya, etrafınıza, hayatınıza, annenize, çocukluğunuza bakış açınız bir anda böylesine değişebilir mi? Evet, evlat sahibi olmak her şeyi değiştiriyormuş. Çünkü oğlum sadece bir hayatı değil en çok da beni değiştirdi. Çok yorucu ve zorlu bir süreç, ama dünyanın en büyük hazzı da o zaman açığa çıkıyor! Oğlum doğduktan sonra hayatımdan neler değiştiğini anlatmakla bitiremem ama kısaca özetlemeye çalışabilirim. Öncelikli olarak bir zamanlar korkmadığım şeyler artık en çok korktuğum şeyler olmaya (mesela ölüm, hastalık ayrılık gibi) başladı. Anne ve babamı daha farklı sevmeye başladım, onlara karşı daha da anlayışlı olmaya. Her konuda gösterişten ziyade verimli olmanın daha da önemli olduğunu fark ettim. Hayatımın merkezi “ben-eşim” olmaktan tamamıyla çıkarak “Muhammed Emin” oldu. Yoğun ve yorucu iş ortamını, insanların davranışlarını buna benzer birçok şeyi artık daha az önemsemeye başladım. Daha güçlü bir kadın oldum diyebilirim daha cesur…

Anne olmak herkes için eminim öncelikli heyecan verici olsa da beraberinde endişeleri de getiren grift bir duygu yumağıdır. Akademisyenlik ise hangi aşamasında olursanız olun zor, devamlı çalışmayı, kendinizi geliştirmeyi ve yenilemeyi gerektiren bir mücadele alanı. Oğlum olmadan önce mesleğimin gerekliliklerini yerine getirmeye bir yandan da kendimi geliştirmeye çalışırken hep kaygılı, stresliydim. Şimdi ise “Kaygılıyım ama mutluyum”. Bir iş yaşantım olsa da öncelikli olarak ‘anne’ yim ve buna göre çalışma saatlerimi, işlerimi, ayarlamaya başladım. Daha planlı, disiplinli, yaratıcı, pratik. Bundan dolayı da arkadaşlarım ve hocalarım arasında “atom karınca”, “süper asistan” gibi sıfatlarda kazandığımı belirtmeliyim. Anne olduktan sonra öğrencilere karşı daha duyarlı oldum, birde birazda fazla duygusal bakmaya başladım. Ama bunun çok da iyi bir şey olduğunu söyleyemem. Bazen adil bir karar vermenize engel olabiliyor bu durum.

SELCEN VODİNALI

10(Sakarya Üniversitesi Sakarya Meslek Yüksek Okulu, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Programı, Öğretim Görevlisi)

2004 yılından beri Sakarya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım programında öğretim görevlisiyim. Mesleğe ilk başladığımdan bu yana idealleri ve hayalleri olan bir akademisyen olarak kendimi öğrencilerime ve beni ideallerime bir adım daha yaklaştıracak öğrenimime adadım. Ve tüm bunlar olurken 2011 yılında, hayatımı daha da anlamlı kılan beni ben yapan biricik kızım İdil aramıza katıldı. İdil henüz 4 aylıkken çalışma hayatıma geri döndüm. İdil kocaman bir ailede büyüyen, babaanne ve anneannelerinin evi arasında mekik dokuyan koca bir 4 yıla sahip. Şu an dört buçuk yaşında ve anasınıfına gitmekte. Okulu ve arkadaşlarını çok seviyor. En büyük tutkusu kitaplar ve resim yapmak. İdil olduktan sonra hayatımda neler değişmedi ki… Öncelikle somut değişiklikler ev, eşyaların güvenliği vb… Onun dışında sorumluluklarım arttı. Kendime daha iyi bakmam gerektiği anladım mesela. Çünkü siz ne kadar iyiyseniz çocuğunuz da o kadar iyi. Çocuk olduktan sonra sosyal aktiviteler kısıtlanıyor derlerdi fakat biz de öyle olmadı biz nereye İdil oraya; eşim ve ben tatil de yapabildik çeşitli aktivitelere de katıldık. Tabi bu süreçte gidilecek yerleri ve mekânları doğal olarak çocuğumuza göre seçtik.

Akademisyen bir anne olmak çok güzel bir duygu! Özellikle de İdil’in gözünden. “Anne bir an önce büyümek ve senin okuluna gelmek istiyorum” diyor, şimdiden eğitim ile iç içe büyüyor ve benim o dünyanın içinde olmam onu çok cezbediyor. Kızımın akademisyen kimliğime en önemli katkısı doktoraya başlamam oldu.2014 yılında doktoraya başladım. İdil ilkokula gitmeden başlamalıydım ve öyle de oldu. Doktora oldukça yoğun bir süreç bu yüzden İdil’in eğitim hayatı yoğunlaşmadan benim ki yoğunlaşmalıydı. İtici faktör bu oldu. Akademik anlamda daha üretken bir dönemime girdim ve bunu kızımla da ilişkilendiriyorum çünkü anne olunca daha analitik düşünmeye sonuç odaklı düşünmeye başlıyorsunuz bu da sizin üretkenliğinizi artırıyor. Bir de şu var; özellikle iletişim derslerinde kızımla yaşadığım deneyimler üzerinden derste aktarımlar yapabiliyorum ve görüyorum ki bazı şeyleri deneyimlemek bana da çok farklı bakış açıları kazandırıyor. Anne olduktan sonra öğrencilere karşı daha hassas oldum.   Zor durumda olan öğrencileri dile getirmeseler de anlayabiliyorum mesela. Eskisinden daha duyarlıyım, özellikle annesiz büyümüş veya ailevi sıkıntılar yaşayan öğrencilerin üzülmesine dayanamıyorum.

SİNEM YILDIRIMALP

13(Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri Bölümü, Doçent Doktor )

Siyasal Bilgiler fakültesinde 10 yıldır öğretim üyesiyim. 5 yaşında bir oğlum var.  2,5 yaşından beri okula gidiyor. Tüm çocuklar gibi hayata pırıl pırıl bakan, hareketli, meraklı, her baktığımda “herkesten, her şeyden daha önemlisin” dedirten, gülüşüyle sıkıntıları, yorgunlukları dindiren bir erkek çocuğu.

Anne olduktan sonra akademik hayatım açısından en hissedilir değişiklik, zamanı daha etkin, daha verimli kullanabilmeyi öğrenmek oldu. Özel hayatım içinse tüm yorgunluklara rağmen çok daha mutlu, hayattan daha fazla zevk alan, gündelik sıkıntılara daha az kafa yoran, çok daha pozitif biri haline geldim. İnsanların kafalarına takıp, kendilerini yaraladığı, kanattığı lüzumsuz sıkıntılarla kendimi yormamayı, enerjimi doğru kullanmayı öğrendim. Çocuklu bir akademisyen olmak özellikle anneliğin ilk yıllarında çok zor. Ama zamanınızı iyi yönetmeye, olan zamanı, enerjinizi daha etkin kullanmaya başladığınızda hem kariyerinizde hem de çocukla geçen zamanlarınızda daha başarılı, mutlu, eğlenmiş, dingin oluyorsunuz. Anne olmak daha disiplinli çalışabilmemi ve gerek zihinsel gerek duygusal, insani kapasitemi farketmemi sağladı. Çocuk sahibi olmayı engel olarak gören ben, oğlum kucağımdayken doktoradan mezun olup, kısa bir süre sonrada doçentliğimi aldım. Dolayısıyla anne olmamın aslında akademik kariyerime oldukça olumlu katkısı oldu diyebilirim

Oğlum bana yeniden hayatı, kendimi tanıma, keşfetme şansını verdi. Ve bunun gerçekten tadını çıkarıp, bu durumu kendim için fırsata çevirmeye çalışıyorum. Örneğin ilk defa onun boy mesafesine inip çevreye baktığımda dünya gerçekten ilginç ve eğlenceli göründü gözüme. Ona öğretirken, bildiklerimin üstünden farklı bir bakışla, yeni bir tatla geçiyorum şimdi. Bu da bireysel olarak bana dair her şeye yeni bir anlam yüklüyor. Gençleri, çocuğum olmadan önce de önemserdim. Ama çocuk sahibi olduktan sonra pek tabii ki merhamet, koruma duygusu gibi anne duygusallıklarınızı evde bırakıp işe gidemiyorsunuz. Onların birer genç olmakla birlikte “anne-baba kuzusu/canı” olduğunu düşünmenin ötesinde hisseder hale geldim. Mesela önceden pek nasihatte bulunmazdım ama şimdi bazen kendimi nasihat verirken buluyorum. Yemekhanenin yemek saatlerini öğreniyorum, sıkıntılarını dinliyorum, yardım etmeye daha fazla gayret ediyorum. Yani temel çıkış noktam şu; benim çocuğuma yapılsa üzüleceğim davranışlardan kaçınıp, hassasiyet gösterilse, ilgilenilse memnun olacağım davranışlarda bulunabilmek.

NESRİN AKINCI ÇÖTOK

DSC_1351(Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Yardımcı Doçent )

İletişim fakültesinde yardımcı doçentim, Sosyoloji okudum, 2004 yılından beri Sakarya Üniversitesi’nde görev yapıyorum, bu süre zarfında evlendim ve 5 yaşında anaokuluna giden bir oğlum ve bir de 1 yaşında olmak üzere bir kız evladım var. Bağımsızlığına düşkün bir kişilik yapısına sahip olan biri olarak 2010 Aralık ayında oğlumu ilk kucağıma aldığımda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını hissettim. Çocuk sahibi olmak anneyi inanılmaz ölçüde disipline ediyor. Oğlum 3 aylık olmasına yakın Eğitim Fakültesi’nde dekan yardımcısı olarak göreve başladım, çok yoğun bir çalışma sürecine bebeğimin büyümesi eşlik etti. Çocuklarım olduktan sonra elbette yoğunluğum arttı, kesintisiz bir uyku artık sadece hayallerde kalıyor. Bir insanı hayata hazırlamayı ve bu sürecin zorluğuna katlanmayı yanı sabrın ne demek olduğunu öğrendim,  bu akademik yaşama kısmen benziyor aslında, hiç durmadan emek, çaba sarfediyorsunuz ara vermeden. Ve çocuklardan sonra ayaklarımın yere daha sağlam bastığını da söyleyebilirim. Eklemeden geçemeyeceğim ki tek çocuk sahibi olduğunuzda çocuğunuz adına daha endişeli bir anne iken ikinci çocuk ile birlikte rahatlıyorsunuz. Yani artık onların birlikte büyüyeceklerini ve yalnız olmadıklarını bilmek onların yanında olmadığınızda sizi rahatlatıyor.

Çocuklu akademisyen olmak hayatınızı organize etmenin bir sanat olduğunu görmek ve farkında olmadan bu konuda sanatçı olmaktır. “Akademisyen anne olarak oğlumla kongre kongre gezip bildiri sunum saatimde yanımdakilerin kucağına verip gitmişliğim çoktur, çıkışta benim bebek nerde diye dolanmışlığım da…” Küçük kızımın 1 yaşında olmasına rağmen 5 yaşındaki abisiyle karşılıklı oynadıklarını görmek dünyanın en güzel mutluluğu. Bende o arada papatya çayımı yudumlayıp kitabımı okuyabiliyorum. Satır aralarında izlediğim o manzara paha biçilemez. Öğrencilerimin de hayata nasıl meraklı ve öğrenme motivasyonu içinde olduklarını görünce bu durum çok tanıdık geliyor. Onları da kendi evlatlarım gibi görüp açıkçası daha duygusal davranıyorum, çocuklarım olduktan sonra onların düşüncelerine daha fazla önem veren, daha sabırlı daha farkındalık sahibi bir akademisyen olduğumu söyleyebilirim.

Röportajı Düzenleyen: Yrd. Doç. Dr. Nuray YILMAZ SERT

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*